Mavi Balina: Sanal Alemde Sadizm

Yakın zaman önce karşılaştığım bir haber beni tarifi çok zor bir hissin içinde bıraktı. Bir yanım okuduğum şeyin gerçek olabileceğine inanmayıp inkarın huzurlu kollarında kalmak isterken, "böyle bir şey gerçek olabilir mi? " diye soran meraklı yanım galip geldi ve o üç kelimeyi arama motoruna yazdım: Mavi Balina Oyunu.

Okuduğum habere göre ailesi, 14 yaşında bir çocuğun intihar ederek ölümünden Mavi Balina adlı bir oyunu sorumlu tutuyordu. Nasıl bir oyundu bu? Çok mu depresif bir içeriği vardı? Oynayanları yemeden içmeden mi kesiyordu? İnternet üzerinden oynanan bir oyunla intihar arasındaki bağlantıyı tam olarak kuramıyordum bir türlü.

Çoğunluğu Rusya'da olmak üzere, dünyanın bir çok yerinde yüzden fazla çocuğun ölümünden sorumlu tutulan Mavi Balina oyunu, oynayan kişiye 50 gün boyunca verilen 50 görevden oluşuyor. Bunlar oyuncunun özellikle gece yarısı gerçekleştirmesi istenen rahatsız edici içerikte görevler. İstenen şeylerin şiddeti her geçen gün daha da artıyor, ta ki kişiye hayatına son vermesini emreden son göreve kadar.

Oyunun yaratıcısı Rusya'da bir süre psikoloji ve ses mühendisliği eğitimi almış ve üniversiteden uzaklaştırılmış 21 yaşında bir genç. Bu oyunu yaratmaktaki amacının herhangi bir değeri olmayan kişileri intihara sürükleyerek toplumu temizlemek olduğunu belirtmiş. Oyunun adı, depresyona girdikleri için kıyıya vurarak intihar ettiklerine inanılan Mavi Balinalara bir gönderme. Nihai hedefse kurbanın bir Mavi Balina olması. Oyunu arama motorları üzerinden arayıp bulmak mümkün değil. Kapalı sosyal medya gruplarında link paylaşımı üzerinden yayıldığı, oyun yöneticisinin, virüslü bir link göndererek oyuncuların kişisel bilgilerine ulaştığı ve şantajla oyunda kalmalarını sağladığı iddia ediliyor.

Merakıma yenik düşüp bu oyunu araştırdığımda küçük bir liman şehrinde tatil yapıyordum. Haz ilkesinin baskın olduğu, dünyanın toz pembe göründüğü böylesi bir zamanda, insanın içindeki o en karanlık yanla karşılaşmaktan mı bilmiyorum, içine düştüğüm tekinsiz kara kuyunun etkisinden uzun süre çıkamadım. "Nasıl bir zihin böyle bir oyunu tasarlayabilir?" sorusu kulaklarımda çınlamaya devam etti. Sonra bu soru, bir süredir üzerinde düşündüğüm Psikeart'ın Kasım ayı konusuyla yan yana geldi. Sadizm başlığında hangi edebi karakteri, hangi film-dizi kişisini ele alacağımı bulmaya çalışırken, aradığım karakter bir haber kupüründen kanlı canlı çıkıvermişti karşıma. Her ne kadar insana dair hiç bir şey bana yabancı değildir düsturunu ilke edinmeye çalışsam da bu başlıkta kurgu karakterlerin yabancılaştırıcı etkisinden destek almaya ihtiyaç duyuyordum anlaşılan. Oysa tüm kurgu karakterler bizden besleniyordu: iyilik timsalleri de, acımasız seri katiller de adına "psike" denilen aynı dipsiz kuyunun eserleriydi…

Psikopati kavramını 19. yüzyıl başında ortaya atan psikiyatrist Philippe Pinel, psikopatiyi zihinsel ve bilişsel bir kısıtlılık olmadığı halde ortaya çıkan dürtüsel şiddet olarak tarif etmişti. Günümüzde psikopati kelimesi antisosyal kişilik bozukluğunun çok daha agresif, cezalandırıcı ve narsistik biçimleri için kullanılıyor. Sadizm ise genel olarak ötekine acı vermekten hoşlanma durumuna işaret ediyor. Sadistik kişilerde büyüklenmecilik ve kontrol çok önemli öğeler. Normal gelişim seyrinde bebeğin, gerçek dünyanın kısıtlayıcı unsurlarıyla karşılaştıkça tümgüçlülük düşlemlerini terk etmesi beklenir. Patolojik büyüklenmecilik durumlarında ise kişi kendisinden daha değersiz olduğuna inandığı kişileri aşağılar. Gerçekte, kendi değersizlik duyguları ile baş etmek için ötekini daha aşağı bir konumda görmeye ihtiyaç duymaktadır (Knoll ve Hazelwood, 2009).

Mavi Balina Oyunu'nun yaratıcısı Phillipp Budeikin'in röportajında sarf ettiği birkaç cümle bile bu aşağılama halini ve büyüklenmeci tutumu açıkça ortaya koymaya yetiyor: "Mutlu ölüyorlardı. Onlara gerçek hayatta sahip olmadıkları şeyi sunuyordum: yakınlık, anlayış ve bağ.__Dünyada insanlar ve biyolojik atıklar, toplum için herhangi bir değer taşımayan, topluma sadece zarar veren ya da verecek olan insanlar vardır. Toplumu bu tür insanlardan temizliyordum."

Budeikin, topluma faydası olmayanları faydası olanlardan ayırmak ve değersiz bulduklarını ortadan kaldırmak gibi tanrısal bir görev atfetmiştir kendisine. "Oyun" boyunca kurbana verilen görevler tam bir itaat talep etmekte ve itaatin dozu her defasında artmaktadır. Bu öyle bir itaat halidir ki, kurban sonunda kendi canına kıyar. Böylece oyun yöneticisi, sınırsız-nihai-tanrısal güce kavuşur.

İnternetin hayatımıza hızlı bir giriş yapmasıyla birlikte tüm ilişki ve alışkanlıklarımızda önemli değişimler meydana geldi. Sosyal medya, insana ait temel dürtülerin farklı şekillerde yansıdığı bir alan olarak öne çıktı. Agresyon da bu mecrada kendine bir yer buldu elbet. Elektronik agresyon, siber zorbalık, siber şiddet gibi kavramlarla tanımlanmaya çalışılan bu agresyonun yeni bir olgu mu, yoksa var olan patolojinin siber dünyaya uyarlanmış hali mi olduğu sorusu akademik çevrelerde bir tartışma konusu. Bazı yazarlar sanal suçların "yeni şişede eski şarap" olduğunu iddia ederken, bazıları İnternetin geleneksel suçların ortaya çıkması için tamamen yeni olanak ve ortamlar sunduğunu öne sürüyor (Peterson ve Densley, 2017).

Örneğimiz özelinde düşünürsek, oyunu yaratanın yüzyıllardır bilinen, tariflenen psikopatik zihin olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu zihnin, internet-sosyal medya aracılığıyla kavuştuğu güç onu bambaşka bir noktaya taşımış durumda. Sadistik eylemin ardındaki tanrısallık düşleminin altının kalınca çizildiğini görüyoruz: gerçek-tensel bir temas kurmadan kurbanın canını alabilen bir tüm güçlülükle karşı karşıyayız artık.

Dünya karşısında egemenliğimizi güçlendirecek araçlar geliştirdikçe, o araçlarla psikenin karanlık yanları arasındaki etkileşimin doğurduğu tehdit de o oranda büyüyor ve tekinsizlik duygumuzu artırıyor. Ateşi bulduğumuzda da aynı sorunla karşı karşıyaydık, nükleer enerjiyi keşfettiğimizde de, internet karşısında da… Araçlar gelişip değiştikçe görünümler de değişiyor ama öz, aynı öz. Uygarlığın geliştirdiği araçları çöpe atıp ilkel dünyaya dönmek gibi bir şansımız olmadığına göre, insanın karanlık yanını, o yanı ortaya çıkarıp güçlendiren etkenleri anlamak ve etkisiz hale getirmek esas ödevimiz olmaya devam ediyor. Ve insan böylesi bir karanlık karşısında, kendi kendine tekrar etme ihtiyacı hissediyor: dünyayı güzellik kurtaracak…

Kaynaklar

  • Knoll, J. L. ve Hazelwood, R.R. (2009). Becoming the victim: Beyond sadism in serial sexual murderers. Agression and Violent Behaviour, 14, 106-114.
  • Peterson, J. ve Densley, J. (2017). Cyber violence: What do we know and where do w ego from here?, Agression and Violent Behaviour, 34, 193-200.